Göz Açtırmamak: Bir Deyim mi, Bir Atasözü mü? Hikâyelerden Cevap Arayışı
Merhaba sevgili forumdaşlar,
Bugün sizlere, dilimizin inceliklerinden biri olan “göz açtırmamak” ifadesini hem kelime anlamıyla hem de yaşanmış bir hikâye üzerinden konuşmak istiyorum. Hani bazen sözlük tanımları yetmez ya… O kelimeyi, o deyimi yaşamak gerekir. İşte benim de size anlatacağım hikâye, tam da bu ifadenin hayatın içindeki karşılığına dair.
---
Bir Kış Akşamı Başlayan Hikâye
Kasabanın en sessiz sokağında, karlı bir akşamüstü… Elif, pencerenin önünde oturmuş, sobanın çıtırtısını dinliyordu. O gün okulda, öğrencileri arasında ufak bir tartışma çıkmıştı. Tartışmanın merkezinde iki kişi vardı: Stratejik zekâsıyla tanınan Ali ve insan ilişkilerinde usta, empati dolu Derya.
Elif, sınıfta bu iki öğrencisinin farklı yaklaşımlarını uzun zamandır gözlemliyordu. Ali, sorunları çözmek için adeta satranç oynar gibi hamleler planlar; karşısındakine nefes aldırmadan çözümün içine çekerdi. Derya ise sabırlıydı; dinler, anlar, karşısındakinin kalbine dokunur, sorunun yükünü birlikte taşırdı.
---
Çatışma ve “Göz Açtırmamak”ın İlk İzleri
O gün çıkan tartışma, kütüphanedeki masa düzeni yüzündendi. Ali, masaları verimlilik açısından yeniden düzenlemek istiyordu. Ona göre en kısa yol, en hızlı çözümdü. Derya ise herkesin kendini rahat hissedeceği, iletişimi güçlendirecek bir düzen peşindeydi.
Ali, planını açıklarken kelimeler adeta kurşun gibi sıralanıyordu. Mantıklı, net, hızlı… Derya ise sakin ve yumuşak bir ses tonuyla, insanların duygularını hesaba katmayan bir çözümün eksik kalacağını söylüyordu.
İşte o an Elif fark etti: Ali’nin taktiği tam anlamıyla “göz açtırmamak”tı. Karşısındaki düşünemeden, hislerini tartamadan hamle yapıyordu. Derya ise “nefes aldırmak” taraftarıydı.
---
Deyim mi, Atasözü mü?
Tartışma uzayınca, Elif araya girdi. “Çocuklar,” dedi, “siz bana ‘göz açtırmamak’ ifadesini hatırlattınız. Peki bu, sizce deyim mi atasözü mü?”
Ali hemen cevapladı: “Deyim. Çünkü bir durumu mecazi olarak anlatıyor. Hızlı ve fırsat vermeyen bir davranışı tanımlıyor.”
Derya ise durakladı: “Ama öğretmenim, atasözleri de mecaz kullanır. Belki bir nasihat niteliği olabilir?”
Elif gülümsedi: “Aslında bu bir deyim. Çünkü bir olayı, davranışı ya da durumu benzetme yoluyla anlatıyor. Atasözleri gibi genel öğüt ya da yargı içermiyor.”
---
Gerçek Hayatta “Göz Açtırmamak”
O akşam Elif, bu olayı kocası Murat’a anlattı. Murat, mühendis bir adamdı; sayılar, planlar, netlik… Yani Ali’ye benzeyen bir yapısı vardı. Elif ise Derya’ya. Aralarındaki diyaloglar da hep böyle geçerdi: Murat hızlı çözümler sunar, Elif insanların hissiyatını hesaba katardı.
Bir keresinde evlerini taşırken, Murat taşınma planını saatlik dilimlere ayırmış, kimin hangi eşyayı hangi dakikada taşıyacağını bile hesaplamıştı. Elif, “Bir çay molası verelim, herkesin morali yerine gelsin,” dediğinde Murat gülmüş, “Bir dakika bile kaybetmeyelim,” demişti.
İşte o taşınma gününde, Murat’ın temposu gerçekten de “göz açtırmamak” gibiydi. Kimse dinlenememiş, plan aksamasın diye nefes bile alınmamıştı. O an Elif anlamıştı ki, bu deyim sadece iş ya da tartışma değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyordu.
---
Hikâyenin Kalbinde Yatan Farklılık
Ertesi gün okulda Elif, sınıfa şunu anlattı:
“Ali’nin yaklaşımı bize hız ve çözüm getirir, ama bazen kalpler yorulur. Derya’nın yaklaşımı ise bize huzur ve güven verir, ama bazen işler yavaşlar. Hayatta ikisi de lazım. Ama ‘göz açtırmamak’ bazen bir strateji, bazen bir zorbalık olabilir. Hangi niyetle kullandığınıza bağlıdır.”
Çocuklar sessizleşti. Çünkü aslında herkes kendi hayatında böyle birine rastlamıştı: Fırsat vermeden konuşan bir patron, hiç mola vermeyen bir antrenör, sürekli fikir üreten ama dinlemeyen bir arkadaş…
---
Dilimizin İnceliği ve Bizim Hikâyemiz
“Göz açtırmamak” deyimi, kelime olarak basit görünebilir. Ama bir hikâyenin içine yerleştirdiğinizde, ne kadar güçlü bir anlam taşıdığını hissedersiniz. Burada asıl mesele, bu deyimi kullanırken niyetinizin ne olduğudur.
Ali gibi çözüm odaklı ve stratejik biriyseniz, bu deyim sizin için bir taktik olabilir. Derya gibi empati dolu biriyse, bu deyim sizin için bir uyarı, hatta bazen bir kırmızı çizgi olabilir.
Elif’in hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Deyimler sadece dil bilgisi konusu değildir; yaşamın içinde nefes alır, insanlar üzerinden anlam kazanır.
---
Söz Sizde Forumdaşlar
Benim size sormak istediğim şu: Sizce “göz açtırmamak” her zaman olumsuz mudur? Yoksa bazen, tıpkı Ali gibi, doğru zamanda doğru yerde uygulandığında faydalı bir yöntem olabilir mi?
Kendi hayatınızdan örnekler varsa paylaşın. Belki sizin hikâyeniz de bu deyime bambaşka bir açıdan bakmamızı sağlar.
Sizce, bu deyim sizin dünyanızda hangi yüzünü gösteriyor?
Merhaba sevgili forumdaşlar,
Bugün sizlere, dilimizin inceliklerinden biri olan “göz açtırmamak” ifadesini hem kelime anlamıyla hem de yaşanmış bir hikâye üzerinden konuşmak istiyorum. Hani bazen sözlük tanımları yetmez ya… O kelimeyi, o deyimi yaşamak gerekir. İşte benim de size anlatacağım hikâye, tam da bu ifadenin hayatın içindeki karşılığına dair.
---
Bir Kış Akşamı Başlayan Hikâye
Kasabanın en sessiz sokağında, karlı bir akşamüstü… Elif, pencerenin önünde oturmuş, sobanın çıtırtısını dinliyordu. O gün okulda, öğrencileri arasında ufak bir tartışma çıkmıştı. Tartışmanın merkezinde iki kişi vardı: Stratejik zekâsıyla tanınan Ali ve insan ilişkilerinde usta, empati dolu Derya.
Elif, sınıfta bu iki öğrencisinin farklı yaklaşımlarını uzun zamandır gözlemliyordu. Ali, sorunları çözmek için adeta satranç oynar gibi hamleler planlar; karşısındakine nefes aldırmadan çözümün içine çekerdi. Derya ise sabırlıydı; dinler, anlar, karşısındakinin kalbine dokunur, sorunun yükünü birlikte taşırdı.
---
Çatışma ve “Göz Açtırmamak”ın İlk İzleri
O gün çıkan tartışma, kütüphanedeki masa düzeni yüzündendi. Ali, masaları verimlilik açısından yeniden düzenlemek istiyordu. Ona göre en kısa yol, en hızlı çözümdü. Derya ise herkesin kendini rahat hissedeceği, iletişimi güçlendirecek bir düzen peşindeydi.
Ali, planını açıklarken kelimeler adeta kurşun gibi sıralanıyordu. Mantıklı, net, hızlı… Derya ise sakin ve yumuşak bir ses tonuyla, insanların duygularını hesaba katmayan bir çözümün eksik kalacağını söylüyordu.
İşte o an Elif fark etti: Ali’nin taktiği tam anlamıyla “göz açtırmamak”tı. Karşısındaki düşünemeden, hislerini tartamadan hamle yapıyordu. Derya ise “nefes aldırmak” taraftarıydı.
---
Deyim mi, Atasözü mü?
Tartışma uzayınca, Elif araya girdi. “Çocuklar,” dedi, “siz bana ‘göz açtırmamak’ ifadesini hatırlattınız. Peki bu, sizce deyim mi atasözü mü?”
Ali hemen cevapladı: “Deyim. Çünkü bir durumu mecazi olarak anlatıyor. Hızlı ve fırsat vermeyen bir davranışı tanımlıyor.”
Derya ise durakladı: “Ama öğretmenim, atasözleri de mecaz kullanır. Belki bir nasihat niteliği olabilir?”
Elif gülümsedi: “Aslında bu bir deyim. Çünkü bir olayı, davranışı ya da durumu benzetme yoluyla anlatıyor. Atasözleri gibi genel öğüt ya da yargı içermiyor.”
---
Gerçek Hayatta “Göz Açtırmamak”
O akşam Elif, bu olayı kocası Murat’a anlattı. Murat, mühendis bir adamdı; sayılar, planlar, netlik… Yani Ali’ye benzeyen bir yapısı vardı. Elif ise Derya’ya. Aralarındaki diyaloglar da hep böyle geçerdi: Murat hızlı çözümler sunar, Elif insanların hissiyatını hesaba katardı.
Bir keresinde evlerini taşırken, Murat taşınma planını saatlik dilimlere ayırmış, kimin hangi eşyayı hangi dakikada taşıyacağını bile hesaplamıştı. Elif, “Bir çay molası verelim, herkesin morali yerine gelsin,” dediğinde Murat gülmüş, “Bir dakika bile kaybetmeyelim,” demişti.
İşte o taşınma gününde, Murat’ın temposu gerçekten de “göz açtırmamak” gibiydi. Kimse dinlenememiş, plan aksamasın diye nefes bile alınmamıştı. O an Elif anlamıştı ki, bu deyim sadece iş ya da tartışma değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyordu.
---
Hikâyenin Kalbinde Yatan Farklılık
Ertesi gün okulda Elif, sınıfa şunu anlattı:
“Ali’nin yaklaşımı bize hız ve çözüm getirir, ama bazen kalpler yorulur. Derya’nın yaklaşımı ise bize huzur ve güven verir, ama bazen işler yavaşlar. Hayatta ikisi de lazım. Ama ‘göz açtırmamak’ bazen bir strateji, bazen bir zorbalık olabilir. Hangi niyetle kullandığınıza bağlıdır.”
Çocuklar sessizleşti. Çünkü aslında herkes kendi hayatında böyle birine rastlamıştı: Fırsat vermeden konuşan bir patron, hiç mola vermeyen bir antrenör, sürekli fikir üreten ama dinlemeyen bir arkadaş…
---
Dilimizin İnceliği ve Bizim Hikâyemiz
“Göz açtırmamak” deyimi, kelime olarak basit görünebilir. Ama bir hikâyenin içine yerleştirdiğinizde, ne kadar güçlü bir anlam taşıdığını hissedersiniz. Burada asıl mesele, bu deyimi kullanırken niyetinizin ne olduğudur.
Ali gibi çözüm odaklı ve stratejik biriyseniz, bu deyim sizin için bir taktik olabilir. Derya gibi empati dolu biriyse, bu deyim sizin için bir uyarı, hatta bazen bir kırmızı çizgi olabilir.
Elif’in hikâyesi bize şunu hatırlatıyor: Deyimler sadece dil bilgisi konusu değildir; yaşamın içinde nefes alır, insanlar üzerinden anlam kazanır.
---
Söz Sizde Forumdaşlar
Benim size sormak istediğim şu: Sizce “göz açtırmamak” her zaman olumsuz mudur? Yoksa bazen, tıpkı Ali gibi, doğru zamanda doğru yerde uygulandığında faydalı bir yöntem olabilir mi?
Kendi hayatınızdan örnekler varsa paylaşın. Belki sizin hikâyeniz de bu deyime bambaşka bir açıdan bakmamızı sağlar.
Sizce, bu deyim sizin dünyanızda hangi yüzünü gösteriyor?