Sartre'a göre varlık nedir ?

Simge

New member
Sartre’a Göre Varlık Nedir? Marslı Veri Analisti mi, Venüslü Sosyal Yorumcu mu?

Selam felsefe sever forumdaşlar! 🌌

Bazen bazı konular vardır ki tek bir açıdan bakmak yetmez. “Varlık nedir?” sorusu da onlardan. Sartre bu soruya öyle bir yaklaşmış ki, insan ister istemez hem kafasını kaşıyor hem de “Hmmm… Acaba haklı mı?” diye düşünüyor.

Ben de dedim ki, gelin bu konuyu iki farklı gözlükle inceleyelim: Erkeklerin objektif, veri ve mantık odaklı bakışıyla; kadınların duygusal, toplumsal etkileri hesaba katan bakışıyla. Belki ortada, Sartre’ın da gülümseyerek “Tam da böyle düşünmüştüm” diyeceği bir sentez çıkar.

---

Sartre’ın Temel Çıkış Noktası: “Varlık Özden Önce Gelir”

Sartre’ın en meşhur iddiası: İnsan önce vardır, sonra kendini tanımlar. Yani doğduğumuzda cebimizde “kim olduğumuz” yazılı bir kimlik kartı yoktur. Biz, seçimlerimiz ve eylemlerimizle kendi özümüzü inşa ederiz.

Erkek bakışı (objektif/veri odaklı)

- Bu yaklaşımda “varlık” bir veri kümesidir. Önce olgular, sonra yorumlar gelir.

- “Tamam, birey var, sonra yaptığı seçimlerle ‘öz’ oluşuyor. Bu mantıklı; önce sistem çalışır, sonra veriler oluşur.”

- Hatta bazı erkek forumdaşlar bunu yazılım metaforuyla anlatır: “Önce program çalışır, sonra veriler depolanır.”

Kadın bakışı (duygusal/toplumsal odaklı)

- Kadınlar genelde bu fikre daha insani ve ilişkisel bakar: “Evet, önce varız ama bizi şekillendiren ilişkiler, toplum, aile… Hepsi özümüzü etkiler.”

- “Sen seçimlerini yaparken zaten bir çevre, bir bağlam içindesin. O yüzden varlığın tek başına değil, ilişkilerle anlam kazanır.”

Sartre’ın söylediği bireysel özgürlük fikri burada iki bakış arasında hafif gerilim yaratır: Erkek mantığı “tekil veri”yi öncelerken, kadın bakışı “verinin oluştuğu ortam”ı hesaba katar.

---

Kendini İnşa Etme: “Kendin Ol!” Peki Ama Nasıl?

Sartre’a göre varlığımız, yaptığımız seçimlerle şekillenir. “Kendin ol” çağrısı aslında biraz ağır bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü özünü inşa eden sensin; yanlış seçim yaptıysan “kader”i suçlayamazsın.

Erkek yaklaşımı:

- “Tamam, bu iş net. Hedef koyarsın, strateji belirlersin, uygularsın. Sonuçta özün = seçimlerin toplamı.”

- Burada mantık tablosu çalışır: “Eylem + Karar = Kimlik”

Kadın yaklaşımı:

- “Kendin olmak güzel ama, bu ‘kendin’ dediğin şey zaten başkalarıyla kurduğun ilişkilerden etkileniyor. Yani seni sen yapan şey, sadece senin kararların değil, diğerlerinin sana verdiği tepkiler de.”

- Duygusal bağlam burada ön planda: Örneğin bir annenin ‘varlığı’ sadece kendi tercihlerinden değil, çocuğuyla kurduğu ilişkiden de anlam bulur.

---

Kötü Niyet (Mauvaise Foi): Kendinden Kaçmak

Sartre, “kötü niyet” kavramıyla, insanın özgürlüğünden kaçmasını eleştirir. Yani “Ben böyleyim çünkü şartlar böyle” bahanesini kullanmak, aslında kendi özünü inşa etme sorumluluğundan kaçmaktır.

Erkek yorumu:

- “Kardeşim, veri ortada. Karar veremiyorsan bahaneyi bırak, seçim yap.”

- Onlara göre kötü niyet, mantıksal olarak hata yapmamak için sorumluluk almaktan kaçmaktır.

Kadın yorumu:

- “Bazen insanlar şartlar yüzünden seçim yapamıyor gibi hissedebilir. Onlara ‘kötü niyetli’ demek yerine, neden öyle hissettiklerini anlamaya çalışmalıyız.”

- Bu bakış daha empatik: Kötü niyetin arkasında korku, toplumsal baskı veya travma olabilir.

---

Varlığın Toplumsal Boyutu: Birey mi, Ağ mı?

Sartre bireyin özgürlüğünü öne çıkarır ama kadın bakışı burada toplumsal dokuyu hatırlatır.

- Erkek bakışı: “Birey kendi seçimlerinden sorumlu, toplum sadece dış veri.”

- Kadın bakışı: “Toplum, bireyin seçim yapma kapasitesini bile etkileyebilir. Varlığın anlamı, ağın içinde çözülür.”

Burada ilginç bir tartışma noktası çıkıyor: Eğer varlığımız seçimlerimizle belirleniyorsa, bu seçimler ne kadar gerçekten bize ait? Yoksa farkında olmadan çevremizden mi kopyalıyoruz?

---

Sartre’ın Özgürlük Anlayışı: Cennet mi, Yük mü?

Sartre, özgürlüğü hem en büyük hediye hem de en ağır yük olarak tanımlar.

- Erkek mantığı: “Özgürlük = istediğin veriyi işleyebilme kapasitesi. Bu iyi bir şey.”

- Kadın mantığı: “Özgürlük güzel ama sorumluluk kaygısı da beraberinde geliyor. Bu yüzden destek sistemleri önemli.”

Bu noktada forumda büyük tartışma çıkar:

> “Özgürlük tek başına mı değerlidir, yoksa anlamını destek ve bağlardan mı alır?”

---

Son Söz ve Tartışma Soruları

Sartre’ın varlık anlayışı, “özgürlük” kelimesinin altına kocaman bir “ama” ekliyor:

- Önce varız, sonra özümüzü inşa ederiz.

- Kötü niyet, bu sorumluluktan kaçmaktır.

- Özgürlük hem fırsat hem yük getirir.

Peki forumdaşlar, siz nasıl bakıyorsunuz?

1. Sizce özümüz tamamen kendi seçimlerimizden mi oluşur, yoksa toplumun bize çizdiği sınırlar kaçınılmaz mı?

2. “Kötü niyet” dediğimiz şey, her zaman bilinçli bir kaçış mıdır, yoksa bazen farkında olmadan da mı yaparız?

3. Özgürlük, bireysel başarı için mi daha değerli, yoksa ilişkiler ve bağlar içinde mi?

Hadi bakalım, Marslı veri analistleri ve Venüslü sosyal yorumcular, sahne sizin! 🪐💬

---

İstersen bu yazıya, forumda tartışmayı daha da körükleyecek birkaç “provokatif” mini senaryo ekleyebilirim; böylece yorumlar daha hızlı gelir.